Nisan 22, 2014

Ötekiler Arasında ~ Jo Walton

Çok uzun bir aranın ardından tekrar merhabalar demeye yüzüm var mı diye sorguladım önce. Sonra bir yerlerde en az bir özleyen/arayan varsa diye utancı bir kenara bırakıp yüzümü aldım ve işte: Merhabalar.

***

Sanıyorum beni buradan, en son okuduğum lâkin üzerine konuşmayı geçin, okuduğumu dahi aklımdan çıkarmak istediğim o kitap uzaklaştırdı. Yine de, siz bir hata yapmadan önce uyarmak -madem bir blog sahibiyim- vazifem benim. Dayanın fantastik soluyan bütün Kıymetli'ler; yetiştim! Hepinizi Ötekiler Arasında'ya karşı silahlandırmam gerek.



Evet. Ötekiler Arasında benim seri okumayı kesmeye ve biraz tek tabanca bir şeyler okumaya karar verdiğim ilk güne denk geldi. Aynı ortamda asla anılmaması gerekse de Yolun Sonundaki Okyanus ile birlikte aldığım ve her zamanki, "Daha güzeli sona sakla," tutumumla önce başladığım bir kitap. -tı. Dedim ya, yazmayalı çok fazla zaman oldu. Nebula'yı da Hugo'yu da kaptığını ön kapakta görünce iştahım da kabarmamıştı desem büyük yalan.

Fakat tatmin? Onu burada bulamazsın abim be. Elbette her şey kitaptan ne beklediğinize bağlı. Ya da ne kadar kolay doyduğunuza, tabiî.

Konu'ya gelelim.

Kasım 06, 2013

Eğlence Parkı ~ Stephen King


Dostlar, bu adam King!

Bu kadar zaman neyi beklediğimi, hangi akla hizmet beklediğimi bilmiyorum. Stephen King'e daha yeni başlamış olmak ne aptallık! İlahî güçler de aptallığımdan sıkılmaya başlamış olacaklar ki bir dürtüklemeyle hayatımda neyin eksik olduğunu fark etmeme yardımcı oldular.

Yine bir Kadıköy/Penguen ziyareti sırasında amacım Pırtık'la sevimli dakikalar geçirip Uykusuzlar'ı da alıp çıkmakken gözüm ona takılıverdi. Aklım da. Utanarak söylemeye devam ediyorum ki hiç King okumamış biriydim; kitabın ona nasıl bu denli yoğun olarak bakmamı sağladığını açıklayamıyorum ama size yemin edebilirim ki kitap tarafından çağrıldım! Ne daha önceden bilgim vardı ne Penguen'in Yeni Çıkanlar'ında görünce arkasını okudum. Hiç tereddütsüz aldım ve kasaya gittim.

Edebî zevkin doruklarını tatmam için ilahî müdahale!

Bu koşulsuz ve tereddütsüz çekimi açıklamaya çalıştım. Sanırım kapakta tanıdık gelen bir şeyler vardı. Kitabın tamamının tanıdık olduğunu okudukça fark edecektim. Kapak bana çok uzun zaman önce ilgiyle izlediğim Carnivalé dizisini anımsatmıştı. Carnivalé, gezici bir karnavala katılarak polislerden kaçan ve tuhaf güçleri olan Ben Hawkins ile rahip ve yine tuhaf güçleri olan bir adamın ayrı hikâyelerini konu alırdı kısaca. Hikâye 1934 yılında, Büyük Buhran zamanında geçerdi. Diziyi o kadar soluksuz izlerdim ki üzerinden yıllar geçmiş olmasına rağmen hâlâ hatırlayabiliyorum. Mizanseni şahane ve kurgusu olağanüstüydü. Eğlence Parkı sanıyorum hem adıyla hem de kapak görseliyle bu anılarımı canlandırmış olacak ki sorgusuz sualsiz alıverdim.

İyi ki.

Ekim 18, 2013

Uykusuzlar ~ Gülşah Elikbank


Konu fantastik edebiyat olunca Türk yazarlara güvenmek hâlâ hayli zor. Ülkemizde, artık çok daha fazla ilgi görüyor olsa da, fantastik romanlara ve onları yazanlara alışmak da güvenmek de daha zaman alacak. Bu nedenle korkarak, daha doğrusu çekinerek aldım Uykusuzlar'ı. Bana kitabı aldıran konusunun rüya temelli oluşuydu. Rüyalar hakkında çok meraklı ve öğrenmeye aç biri olarak her türlü kitabı edinmem işten bile olmuyor. 

Kitapları yarım bırakmak âdetim değildir; başladığım şeyleri yarıda kesmeyi seven biri olmadım hiç. Ancak Uykusuzlar'ı okumaya başladığımda bu aklımdan geçmedi değil. Popüler kültürü beslemeye yönelik, sükse yapmak için yazılmış bir kitap olduğunu düşünmekten ve ergen ruhunu yemlemek için ateşli aşk unsuruyla harmanlanmış bir kitap (?) olduğunu kabullenmekten başka çarem yoktu, ilk birkaç on sayfada.

Durum pek de öyle değilmiş lâkin. Giriş bunu sezdirse ve biraz sıksa da inat edip o ilk sayfaları okumayı başarır ve ilerlerseniz Uykusuzlar elinizden bırakamayacağınız bir kitaba dönüşüveriyor. Ne zaman bu değişimi yaşattığını anlamıyorsunuz; ama bir bakıyorsunuz ki okumayınca aklınız kalıyor. Bu bağlamda beni gerçekten şaşırtan bir kitap oldu Uykusuzlar.

Ekim 09, 2013

Sisteki Yakut ~ Philip Pullman


Ne zamandır olmayan "kitap okuyasım"ı geri getiren, elimden bırakınca aklımın kaldığı bir kitaptı Sisteki Yakut. Polisiye kokan kitaplar okumayalı çok uzun zaman olmuştu. Philip Pullman'ın kalemiyle bu tarz bana hayli zevk verdi. Dediğim gibi, ne kadar beğenirsem beğeneyim, bir kitabı bütün gün elimden düşürmeden okuyamam. Ama Sisteki Yakut'u üç gündür bir buçuk saatlik okula gidiş ve dönüş yolunda okumak için sahiden sabırsızlandım. Eve varınca da durum değişmedi.

Sisteki Yakut'un çok akıcı, sade bir dili var. 213 sayfalık güzel bir tadımlık ve -benim gibi- bir süre serilerden uzak kalmak isteyenlere çok iyi gelecek. Tamamen kitapsız kalamayanlar ve çok hacimli bir şeylere de hazır olmayanlara önerim olsun. Bir hafta sonuna gayet sığabilecek bir teklif, Sisteki Yakut.

Romanın protagonisti Sally Lockhart 16 yaşında bir kız. Antagonist rolünde Bayan Holland'ı okuyoruz. Kitapta karakter bolluğu yaşanıyor; polisiyelerin bu özelliği zaten mevcuttur, malûm. Kitabın genel konusu Sally'nin, babasının ölümünü aydınlatmak istemesi üzerine oturuyor.

Ekim 05, 2013

Kraliçenin Pireleri ~ Tarık Tufan


Kraliçenin Pireleri'nin alıntılarıyla tanışmam seneler evveline dayanır. Daha o zamanlardan kalma bir edinme isteğim vardı; ancak bu tarz kitapları, bir romanmışçasına bir solukta okuyabilen biri olamadım. Emrah Serbes'in Hikâyem Paramparça'sında da böyle olmuştu: Siteden bildiğim afili parçaların biraraya gelmiş ve kitap olmuş hâli. Her parçayı birarada ve "bende" tutma isteğimden güzel gelmişti; ama bu tarz şeyleri tek nefeste okuyamıyorum.

En fazla üç-dört sayfa süren hepsi birbirinden bağımsız küçük, kısa hayat tecrübeleri diyelim, Kraliçenin Pireleri'nin temasına. Kitabın herhangi bir sayfasını açıp rastgele bir parçayı okumalısınız, benim önerim bu yönde en azından; elbet sizin keyfiniz bilir. Kitaba baştan başlayıp inatla, "Şimdi benim de içimi sızlatacak bir yer gelir," diye okuyunca ben sıkılıyorum. Ama zaman zaman sizin gibi başkalarının da ta derinden anlatmak istediği duyguları olduğunu görmeye ihtiyaç duyduğunuzda ya da kendinizi susturup biraz da başka şeylere sığınmak istediğinizde, "bir omzu çaydanlığa yaslar gibi," Kraliçenin Pireleri ideal kitap.

Size hitap edip etmediğini daha iyi anlayın diye bana en çok hitap eden en çok etkileyen bölümlerden alıntılar da yapayım; hem bana benzeyen kaç kişi olduğunuzu da anlamış olurum:

Eylül 08, 2013

Anansi Çocukları ~ Neil Gaiman


Neil Gaiman'ın bütün yazdıklarını bir çırpıda bitirmenin kötü tarafı budur işte: Ona aç kalırsınız. Yeni birkaç satır okuyabilmek için hayli beklemek zorunda kalırsınız. Anansi Çocukları işte bu açlığı bastıran bir aperatif oldu.

İthaki ile olan görüşmelerimizde ben ve sevgili Kitap Hayvanı türdeşim önce Şubat, sonra Mart-Mayıs arası cevaplarını alıp dururken beklemekten helâk olduk; ama gecikmeyle de olsa sonunda elimizde ya Anansi Çocukları, yeter!

Kitap, Amerikan Tanrıları'ndan da hatırlayacağınız Bay Nancy'nin hayatına odaklanan bir kitap. Gaiman bu karakteri Amerikan Tanrıları'nda bırakmayı istememiş olacak. Anansi Çocukları'nda da geçtiği gibi: Başlangıçta bütün öyküler Kaplan'a aitti. Ancak Örümcek nice hile ve kurnazlıkla öyküleri onun elinden almayı başardı. Artık tüm öyküler Örümcek'in öyküleri.

***

Şişko Charlie kendi hâlinde yaşayan, küçüklüğünden beri babası yüzünden utanmaktan ve yerin dibine geçmekten dolayı her zaman bir şeyler için, "Özür dilerim," demeyi âdet hâline getirmiş, nişanlısı Rosie ve onun tuhaf ve huysuz annesiyle rutin ve durağan bir yaşamı olan, ünlü insanların finansal işleriyle ilgilenilen bir ajansta hemen hemen iki yıldır çalışmayı başarabilmiş biri. Aslında "Şişko Charlie" olarak anılmak yerine Charles Nancy'yi tercih ediyor elbette ama babasının taktığı lakaplar asla akıldan çıkmaz; ve herkesin ağzına öyle yerleşir. İşte bir utanç daha.

Charlie evlilik arifesinde Rosie ile planlar yaparken Rosie ona düğüne babasını da çağırması gerektiğini söyler. Bu, herkese iyilik yapma meraklısı küçük Rosie ile Şişko Charlie arasında tartışmalara sebep olur; çünkü Şişko Charlie utanç verici durumlarda kaldığı bütün anılarına bir yenisini daha eklemek istemez. Ama sonunda Rosie onu ikna eder.

Charlie babasını düğüne davet etmek için onunla iletişime geçmeye çalışırken eski komşuları Bayan Higgler'a ulaşır ve babasının öldüğünü, cenazesi için onun da kendisine haber vermek için numarasını aradığını öğrenir.

Cenaze için İngiltere'den Amerika'ya giden Şişko Charlie, Bayan Higgler'la olan bir konuşmasında babasının bir Tanrı (Anansi) olduğunu ve de bir kardeşi olduğunu ve ona ihtiyaç duyduğunda bunu bir örümceğe söylemesi gerektiğini bildirir. Charlie bunu çok saçma ve olması imkânsız bulsa da  eve döndükten sonra küvetinde bulduğu bir örümceğe eğer bir kardeşi varsa gelmesini istediğini söyler. Şişko Charlie'nin hayatı da işte böyle altüst olur.Sıçtı Nuri bez getir.
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...
Hera Eheres. Powered by Blogger.